dilek_erol.jpgİnsanın kendini anlatması zordur. Alçakgönüllü olmayı öğütleyen bir toplumda büyümüş iseniz bu daha da zor. Fakat bazen insanın kendini anlatması gerekir…

Bir gün, Doç. Dr. Selahattin Turan ile görüşmemden sonra,  aşağıda aktardığım bana ait hassasiyetleri, özelliklerimi, huy ve arızalarımı kaleme almaya başladım. Yanında ve benzer görüşmelerde yaşadığım tıkanmışlığı kendi içimde açmak istedim. Yazmak iyi geldi…

  • Bilgiyi paylaşmayı severmişim. Bu yönüm yüzünden de zaman zaman sıkıntıya düşer ama anlık sersemliklerin üstesinden çabuk gelir, kırgınlıkları heybeme atarak yoluma devam edermişim.
  • Tiyatroyu severmişim. Hayatın bir kez de sahnede oynanması ile üzüntülerin nötrleşeceğine, sevinçlerin ise artacağına inanırmışım. Bu yüzden hayattan aklanmak için sık sık kez tiyatroya gidermişim.
  • Türkü dinlemek beni dinlendirir ve bana huzur verirmiş. Karacaoğlan’a hayranmışım.
  • Çocukları çok severmişim ama çocukları her gördüğü yerde sıkıştıran insanlardan değilmişim. Bu durumdan da son derece rahatsızmışım. Belki çalışma alanım neticesinde, belki de sadece doğru olduğu için onları her zaman birey olarak görmüşüm buna göre davranmışım.
  • Hazırcevapmışım.
  • Hırslıymışım. Kendimle yarışmaktan keyif alırmışım. Her yıl kendime koyduğum hedeflere ulaşmaya çalışırmışım. Bazen de etrafımdaki insanların beni hırslandıracak şeyler yaptığında onlara yenik düşermişim (Tekirdağ ilinde bu kitapçık çıkmaz diyen okul müdürüm sayesinde kitabın hedeflediğimden de daha çok basılması gibi). Bu tip tavırlar beni gideceğim hedefe daha çabuk götürür ama beni de yorarmış. Hani sakin sakin yapsam daha iyi olurdu dediğim çok olay geçmiş başımdan. Bu konudaki zayıflığımdan hiç haz etmezmişim.
  • Cömert bir insanmışım. Paranın araç olduğunu düşünmüşüm.
  • Forward mail çılgınlığından nefret edermişim. Forward mail familyasını anlayamazmışım.
  • Teknolojiye düşkünümmüşüm. Bilgisayarımda herhangi bir problem olması beni asabileştirirmiş.
  • Kitapları çok severmişim. Zaman zaman kitap alma hastalığım, zaman zaman da kitap okuma hastalığım nüksedermiş. Bu iki özelliğim birbiri ile çok iyi anlaşırmış.
  • Tren ve martı sesleri ruhumu dinlendirirmiş.
  • Çalışmayı severmişim, bu huyumun babama çektiğini bilirmişim.
  • Yazılarımda uzun tümce kurma hastalığım varmış. Uzun tümcelerimde anlatım bozukluğu taramaktan yorulmuşum.
  • Mezun olduğum lise dolayısıyla büro düzeni, büro eşyalarının düzenlenmesi, büro makinelerine karşı meraklıymışım.
  • Yıl içerisinde en az 2 kez konsere gitmenin beni rahatlattığını görmüşüm.
  • Abraham Maslow’a hayran kalmış, piramitin en üstüne çıkmaya cebelleşmekteymişim (http://www.saga.vn/Upload/admin/Maslow1.jpg).
  • Ailemin iyi ve kötü günümde yanımda olmasını şans saymış, onlara her zaman minnettarmışım.
  • Kendimi anlatmaktan hiç hoşlanmamışım. Ama iş görüşmelerindeki bu zorunluluk bugün bu tümceleri dökmemi sağlamış.
  • Yemek yapmaktan keyif alırmışım, yakın çevrem iyi bir aşçı olduğumu bile söylermiş.
  • Kolay kolay söz vermezmişim. Verdiğim sözlerin ise bugünü kadar tümünü yerine getirirmişim.
  • Öğretmenlik mesleğimmiş, severmişim. Ama tek başına yetmezmiş, manevi tatminimi mesleğim dışında yürüttüğüm çalışmalarımla sağlarmışım.
  • Aynı anda birçok işi yapmaktan keyif alırmışım. Tek işe yoğunlaşmaktan oldum olası sıkılmışım.
  • Çalıştığım ortama ve yaşadığım ortama dair düzen takıntım varmış. Her şeyin yerli yerinde olması beni huzurlu kılarmış.
  • Kişisel alanıma saygı gösterilmesi konusunda hassasmışım. Kimsenin kişisel alanına da burnumu sokmazmışım.
  • Yıllardır gurbetten yakınmışım ama sılaya da dönememiş “Araf”ta kalmışım.
  • İyi bir lider olabilmiş iken takım çalışmasında yer almaktan pek hoşlanmazmışım.
  • Dinlemeyi severmişim. Dinlenilmediğimi hissettiğimde konuşmazmışım.
  • İnsanların hadlerini aşmasını ve saygısızlıklarını tolere edemezmişim.
  • Google çıkalıberi araştırmacı yönüm kısmen rahatlamış. Ama Google da her okuduğuna inanlardan değilmişim.
  • Doğru bildiklerimi sonuna kadar savunacak kadar inatçıymışım. Ama inatçılığın bazen doğruları karıştırmama sebep olurmuş.
  • Hayatta en çok bir konuyu araştırırken ve halay çekerken kendimi aşıp başka bir boyuta geçermişim.
  • Akademisyen olmayı çok istermişim. Bazen puanım, bazen tanıdıklarım akademisyen olmama yetmemiş. Ama halen çalışırmışım…
  • Makedon kültürü ile birbirine bağlı kalabalık bir akraba gurubu içerisinde büyümüşüm. Bundan da çok mutlu olmuşum.
  • Merhametliymişim.
  • Gezmeyi, yemeyi, içmeyi çok severmişim. (Gezdim, gördüm haritam: http://www.dilekerol.com/archives/category/ordan-burdan/) .
  • Zaman zaman son derece sabırlı iken, bir işe kendimi adadığımda sabretmekte zorlanırmışım.
  • 27 yaşımda tevekkülü öğrenmeye başlamışım.
  • Mizah hayatımın önemli bir paydasını oluştururmuş.
  • Ülkemi terk etmeyi hiç düşünmemişim. En büyük korkularımdan birisi ülkemde uzak kalmakmış.
  • Zaman zaman sevdiklerime karşı gereksiz evhamlara kapılırmışım.
  • Kendime ait bir şey istemekte oldum olası zorlanmış, söyleyememiş, isteyememişim.
  • En sevdiğim hayvan martıymış. Richard Bach bunda ne kadar etkili olmuş? Üzerinde durmamışım.
  • Araba kullanmayı çok severmişim. Hayattaki deşarj olma yöntemlerimden biri de hızlı araba kullanmakmış.
  • Yardımsevermişim.
  • İnsanlarla tartışmaktan keyif alır iken, kavga etmekten nefret edermişim.
  • Yaşadığım önemli konu ve sorunlarda “acil eylem planı” hazırlarmışım. Tedbiri elden bırakmaktan hoşlanmazmışım.
  • Ayrıntıcıymışım.
  • Zaman zaman ukalalık yapmaktan keyif alırmışım.
  • Yeğenim Yağmur Nazen ve Rüzgar Ege benim için herkesten çok başka ve özel imiş. Onlarla olmaktan keyif alırmışım.
  • Sevdiğim şeylere tutku ile bağlanırmışım.
  • Soğukkanlıymışım. Acil durumlarda paniğe kapılmaz, önce olaya müdahale eder sonra ortamı sakinleştirirmişim.
  • “Kendine ait bir oda” kavramını çok önemsemiş, kalabalıklar içinde bile ihtiyaç duyduğumda odama girmeyi severmişim.
  • Sosyal bir insanmışım. İnsanlarla çabuk kaynaşabilir iken uzun süreli ilişkilerde (yeni bir işyerine başlamak gibi) kendimi hemen açamazmışım.
  • 17.12.2006’da hayatımın aşkıyla tanışmışım. 08.08.08’de hayatımı onunla birleştirmişim. Her gece uyurken Allah’a; O’nu karşıma çıkardığı için şükredermişim.
  • 30 Kasım 2013’te bir bebeğimizin olacağını, 9 Mart 2013’te ise oğlumuzun olacağını öğrenmişim.. Son günlerde merak, şaşkınlık dolu, heyacanlı bir dönemin içindeymişiz.
  • 2008 Ağustos ayından beri Ankara’da yaşarmışım.. Bu şehri sadece kar yağarken severmişim, ruhum hep İzmir’deymiş..
  • Bu dünyada kişisel tek hayalim; bir gün İzmir’e dönmek, orada kök salmakmış.. Ve bu hayalim 05.09.2013 itibari ile gerçek olmuş.
  • 05.08.2013 pazartesi günü 12 saat sancıdan sonra saat 17:44’te oğlumuz Dalyan Ali Sahillioğlu’nu kucağıma almışım… O güne kadar hiç bir dokunuş bana bu kadar sıcak gelmemiş…
  • 22 Haziran 2016 çarşamba günü doktora eğitimim tamamlamış, alanımda doktor ünvanını almışım. O gün yanımda olanlarla rüya gibi bir gün yaşamışım.
  • Bugünlerde tek hayalim oğlumun ve tüm çocukların barışın ve adaletin olduğu bir dünyada yaşadığını görmekmiş…