Okulöncesi ve ilkokul öğretmenliği çocukların öğrenim hayatlarında temel oluşturmaları açısından, çocuklarının yaş gruplarının küçük olması ve bunun beraberinde kendilerini korumaya yönelik yetersizliklerinden dolayı daha fazla dikkatli olmayı gerektirir. Bu hassasiyet ise önce mesleğini sevmek ve istekli olmakla sonra da alınan iyi bir eğitim ile kazanılabilir. Yani öğretmenin belli başlı bireysel özelliklere (sabırlı, hoşgörülü, gelişime açık, yenilikçi, vb..), meslek ve alan bilgisine sahip olması gerekmektedir.

Öğretmen yetiştirme süreci oldukça hassastır. Öncelikle doğru adaylara ulaşmak sonra da onları iyi bir programdan mezun etmek gerekir. Öğretmen yetiştirmeye yönelik ülkemiz uzun bir eğitim tarihine sahip olsa da okulöncesi öğretmeni yetiştirilmesi çokta gerilere gidememektedir. 

Sürece baktığımızda II. Meşrutiyet’ten sonra kurulan ilk anaokullarında görev yapabilecek Türk bayan öğretmen bulunmadığından Yahudi ve Ermeni bayan öğretmenler kurumlarda görev aldığını görürüz. Fakat zaman içerisinde bu kişilerin, kendi kültürleri doğrultusunda hazırladıkları program ve uygulamaları sıkıntı yaratmıştır. Böylece okulöncesi öğretmeni yetiştiren kuruma ihtiyaç duyulmuştur. 1913-1914 öğretim yılında  Darülmuallimat (Kız Öğretmen Okulu) açılmıştır. 1919 yılına kadar okulun adı değişse de bu alana öğretmen yetiştirmiştir. Daha sonra 1. Dünya Savaşı’nın sıkıntıları ve dönem koşullarında kuruma ihtiyaç olmaması gerekçesiyle okul kapanmıştır. Kapanana kadar ise toplam 370 anaokulu öğretmeni yetiştirmiştir. Cumhuriyet döneminde anaokulu öğretmen yetiştirilmesi önemsenmiş, süre ve uygulama yönünde değişiklere sahne olsa da öğretmen yetiştiren kurumlar açılmıştır. 1981 yılında çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası yürürlüğe girmesiyle öğretmen yetiştirme kurumları,  eğitim fakülteleri ve eğitim yüksekokulları olarak üniversiteler içerisine alınmıştır. 1991-1992 öğretim yılına kadar Anaokulu Öğretmenliği Önlisans Programlarından mezun olanlar okulöncesi öğretmeni olarak yetiştirilmiş ve görevlendirilmiştir. 1991-1992 öğretim yılında program dört yıla çıkartılarak nitelik öğretmen yetiştirilmesinde önemli bir adım atılmıştır. 1998-1999 öğretim yılında ise Okulöncesi Öğretmenliği adı altına alınarak 0-6 yaş dönemine öğretmen yetiştirilmesi hedeflenmiştir. Ocak 2000’e geldiğimizde, Milli Eğitim Bakanlığı ile Eskişehir Anadolu Üniversitesi arasında bir anlaşma yapılmış, ilk iki yılın sonunda önlisans eğitimin de sağlayacak biçimde dört yıllık bir lisans programı başlatılmıştır. Böylece Açıköğretim Fakültesi bünyesinde de öğretmen yetiştirilmeye başlanmıştır. Halen eğitim fakülteleri ve açıköğretim fakültesi okulöncesi öğretmenliği programı mezunları alandaki öğretmen ihtiyacını karşılamaya çalışmaktadır.

Türkiye’deki yaşanan bu süreci değerlendirdiğimizde, bugün acaba bu kurumların gerçekten ihtiyacı karşılamakta nitelik ve nicelik yönünden yeterli olup olmadığı tartışılır bir boyuttadır. Özellikle nicelik olarak açıktaki yaşanan sıkıntıyı Açıköğretim Fakültesi ile sağlama çabası ile açılan program nitelik açısından ne kadar yeterli olabilir ve en önemlisi zaman içerisinde sıkıntılar yaratacak mı sorusu akla gelen ilk sorudur. Öncelikle öğretmenlik ve doktorluk, adayın uzaktan yetiştirilebileceği alanlar olmamalıdır. Son derece hassas olan bir meslekte görev alacak kişiyi görmemiz, onu tanımamız hayati önem taşır. Onun hakkında kimlik bilgileri ve aldığı ders sınav notları dışında bilgi sahibi olmamamız büyük bir riski beraberinde getirmektedir. Acaba diplomayı verdiğimiz kişinin ruh sağlığı nasıl? Beden sağlığı nasıl? Alanla ilgili sıkıntılar yaşadı mı? Bu sıkıntıları nasıl çözdü? Doğru yolları bulabildi mi?… Optik okuyucular ne yazık ki henüz bu bilgileri bize aktaramamaktadır. Yani özünde öğretmen sayısını karşılamak üzere çıkılan yol, beraberinde sıkıntıları getirmektedir. Kuşkusuz şu an için eğitim fakültelerine gelen öğretmen adayının da fakülte bünyesinde seçilmemesi sıkıntıdır. Fakat en azından problem görüldüğünde adayı  farklı alanlara yönlendirme ya da en nihayetinde eleme şansı kurumların elindedir. 

Öğretmenlik uzun bir tarihe sahip olan meslektir. Toplumun öğretmenlerden beklentileri diğer mesleklere göre daha çok ve karmaşıktır. Okulöncesi öğretmenin ise son derece hassas bir yaş dönemine hitap etmesi onu diğer öğretmenlerden daha fazla sorumluluk altına almaktadır.  Öğretmenin mesleğe uygun kişilik özellikler sahip olması ve iyi bir eğitim programından mezun olması gerekmektedir. Zaman içerisinde de bilgilerini pratik uygulamalarda sınayarak, yeni çözüm yolları arayarak kendine özgü bir eğitim politikası belirlemesi beklenmelidir.

Sonuç olarak ülkemizde, 1913 yılında öğretmen sıkıntısı yaşanarak başlayan, okulöncesi eğitime öğretmen yetiştirme programları, şu an hemen hemen tüm üniversitelerin eğitim fakülteleri bünyesinde 4 yıllık eğitimle hizmet vermektedir. 15. Milli Eğitim Şurası’nda okulöncesi eğitimin iki yıl olarak zorunlu eğitime dahil edilmesi kararı alınmıştır. Henüz pratikte bu yönde bir çalışma göze çarpmasa da  bir an önce bu kurumlarda yer alacak öğretmenlerin bir çok açıdan kurumlarda çalışabilecek özelliklerle sahip ve yeterli bilgi birikimi ile donatılmış olması ve sayıca beklentiyi karşılaması gerekir. Bu yönde çalışmalar yapılmadan, okulöncesi eğitimin zorunlu hale getirilmesi halinde ciddi sorunlar yaşanabileceğini söylemek mümkündür.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Kasım 2018
P S Ç P C C P
« Haz    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930