Öğretmenlik mesleği tarihi eskilere dayanan bir meslektir. Toplumu yönlendiren, geliştiren eğitim sisteminin, dinamik ve önemli bir öğesi olan öğretmenlerin yetiştirilmesi oldukça hassastır. Öncelikle doğru adaylara ulaşmak sonra da onları iyi bir eğitim programından mezun etmek gerekir. Bu koşullar yerine getirildiği ölçüde eğitimde hedeflerimize ulaşmamız mümkün olacaktır.

Bugün öğretmen yetiştirme üzerine görevlendirilmiş eğitim fakültelerinin gerçekten ihtiyacı karşılamakta nitelik ve nicelik yönünden yeterli olup olmadığı tartışılır bir boyuttadır. Ne yazık ki geçmişten günümüze öğretmen yetiştirme sürecinde birçok sorun yaşanmış olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle sosyal ve mesleki yetersizlikler, öğretmen yetiştirmedeki öğretim elemanı eksikliği, alana zaman zaman da olsa alan dışı kişilerin atanması, belli bir devlet politikası yerine hükümet politikalarına göre sürekli yaz-boz şeklinde değiştirilen program ve uygulamalar, istihdam sorunu masaya yatırılan sorunlardır. Öğretmen yetiştirme programları üzerine belki de ilk kararlaştırmamız gereken kimin öğretmen olabileceği sorusudur. Öğretmeni seçmede tek bir kriterimiz mi olmalıdır? Yani bugünkü gibi sadece ÖSYM’nin yaptığı, fakültenin istediği sayıda doğru cevabı işaretleyenler mi öğretmen olmalı? Şuan ki uygulamalar buna işaret etse de, bu durumun kendi içinde sıkıntılar doğurduğunu söylemek mümkündür. Ne yazık ki yapılan araştırmalar eğitim fakültelerindeki öğrencilerin ciddi oranın öğretmenlik mesleğinin öncelikli tercihinin olmadığını, ortaöğretimdeki başarısı düşük öğrencilerden oluştuğunu göstermektedir. Başarılı öğrenciler ise tıp, mühendislik gibi alanlara yönelmeyi tercih etmektedir. Bir diğer sorun ise öğretmeni yetiştirecek öğretim elemanlarının Türkiye’deki niceliği ve niteliğidir.  Bugün sayıları 78’i bulan öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerinin akademik personel yönünden sorunlar yaşadığı ortadır. Özellikle batıdan doğuya doğru gidildikçe öğretim elemanlarına düşen öğrenci sayısında artış göstermektedir. Yapılan bir araştırmada ne yazık 30 Eğitim Fakültesinde Doçent’in, 19 Eğitim Fakültesinde Profesör olmadığına işaret etmektedir. Bunlar öğretmen adaylarının ne derece nitelikli bir eğitimden geçebileceğini düşündüren verilerdir. Eğitim fakültelerinin programlarına bakıldığında ise alan bilgisi, genel kültür ve öğretmenlik meslek bilgisi üzerine oluşturulmasına rağmen ağırlık bakımında programdaki dağılımların tutarlı olmadığı görülmektedir. Yine öğretmen adayları yeterli uygulamalardan geçirilememesi de alanda sıkıntılara yol açmaktadır. Fakülte ve yüksekokulların halen birçoğunda görülen donanım eksikliği ise öğretmen adaylarının yetiştirilme sürecinde sınırlandırıcı bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bugün öğretmenlik mesleğinin kaybolan itibarını geri kazandırmak gerekmektedir. “Hiç olmadı öğretmen olursun” anlayışı giderek terk edilmelidir. Tabii ki bunun için öğretmen yetiştirme programlarının yeniden gözden geçirilmesi ve yeniden yapılandırılması şarttır. Öncelikle yapılması gereken ilk değişiklik Türkiye Cumhuriyeti devletinin eğitim politikasının belirlenmesi olmalıdır. Sık sık hükümet değiştiren bir ülkenin eğitim politikasının hükümet programlarınca yazı tahtası gibi yazılıp, silinmesinin bedelini geleceğin ödeyeceği unutulmamalıdır. Üniversiteler bünyesine aktarılan öğretmen yetiştirmeden geri adım atılmasına izin verilmemelidir. Eğitim fakültelerine alınan öğrenciler ise bugünkü değerlendirmeden farklı bir sistem içinde seçilmelidir. Bunun içinde öncelikle mesleğin gençler tarafında seçilebilir olmasını sağlamak gerekir. Bu da mesleğe maddi-manevi layıkını vermekle ölçülebilir. Böylece ortaöğretim başarı düzeyi yüksek öğrencilerin alana ilgi duyması sağlanabilir. Bunun ötesinde adaylara kişilik ölçekleri uygulanmalıdır. Böylece mesleki şartları kaldırabilecek nitelikteki kişilere ulaşmak daha kolay olabilir. Yani kısaca eleye eleye en iyi öğretmen adayına ulaşmalıyız. Bir diğer sorunumuz olan öğretmen yetiştiren öğretim elemanlarının yaşadığı durumdur. Bu sorun önemsenmeli, öğretim üyelerinin sayıları arttırılmalı ve lisansüstü eğitimleri için teşvik edilerek, bu anlamda kendilerine imkanlar sağlanmalıdır. Öğretmen yetiştiren programların içereği yeniden gözden geçirilmelidir. Örneğin; çocukların eğitiminden bahsederken çocukları tanımlayan ve çocukların sahip olduğu hakları da aktaran dersler öğretmen adaylarına aktarılmalıdır. Böylece günümüzde her geçen artan eğitimin mantığı ve özüyle yakışmayan şiddet kavramından arındırmada ciddi bir adım atılmış olacaktır. Yine ayrıca programdaki genel kültür, alan bilgisi ve öğretmenlik meslek bilgisi boyutlarının dağılımı düzenlenmelidir. Uygulama derslerine önem verilmeli, adaya bu konuda her yönden yardım ve rehberlik edilmelidir. Fakülte ve yüksek okulların ve diğer donanım ve araç gereç ihtiyaçları için devlet bütçesinden daha fazla para ayrılmalıdır. Çünkü ayrılan pay bugün ihtiyacı karşılayamamaktadır. Zaman zaman nitelik açısından düşünülen sıkıntıları çözmek için yapılan uygulamalar tekrarlanmamalıdır. Alan dışı kişilerin öğretmen olmasına izin verilmemelidir. Daha önce bu şekilde alınan öğretmenlerin ise hizmetiçi eğitimlere katılmaları için özen gösterilmelidir. Hizmetiçi eğitimin önemi her alandaki öğretmenlere kavratılmalı ve sürekliliği sağlanmalıdır.

Ülkemizde öğretmen yetiştirme süreci uzun bir geçmişe dayanmaktadır. Bu uzun geçmişi değerlendirmek ve yapılan hataları yenilememek yapmamız gerekenlerin başında gelir. Her ulus için, bilgi toplumundan bahsedilen bir çağda yaşamak zordur. Bu zorluk ise ancak eğitime önem veren toplumlarda aşılacaktır. Meşrutiyet döneminde başlayan bu süreç, Cumhuriyet döneminde yapılan uygulamalarla öğretmene verilen değerle tutarlılık göstermiştir. Bugün ise öğretmenlik mesleği cumhuriyet dönemindeki saygınlığı yitirmiştir. Bu yitirilen değeri sorgulamak, cumhuriyet döneminde sonra bugüne kadar süreci doğru analiz etmekten geçmektedir. Meclis, Milli Eğitim Bakanlığı ve Eğitim Fakülteleri birlikte eş güdüm içerisinde yürümeleri için elinden gelen fedakarlığı göstermelidir. Devlet eğitime en az savunmasına harcadığı bütçeyi ayırmalıdır. Artık öğretmen yetiştirme uygulamalarında günlük politika ve kaygılardan arındırılarak bilimsel temellere dayanmamız gerekir.

One Response to “Öğretmenim Canım Benim, Söyle Seni Ben Nasıl Yetiştireyim”

  • Ebru Çelik says:

    Okul öncesi eğitimin önemine inanıyor ve öğretmeni olduğunuz için Kutay Başar’ın dolayısıyla da bizim fazlasıyla şanslı olduğumuzu düşünüyorum.
    Bugün sitenizde uzunca bir gezinti yapıp yazılarınızı okudum. Uzun yıllar boyunca ilkokul öğretmenliği yapmış, mesleği ile ilgili sayısız yayını takip etmiş ve çocuklarına (öğrencileri) olan düşkünlüğü ile kendi çocuklarını kıskandırmış bir öğretmen çocuğu olarak size mesleğinizde başarılar ve kolaylıklar diliyorum.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Eylül 2018
P S Ç P C C P
« Haz    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930