Kardeşlik, paylaşım ve sevginin hakim olduğu bir ilişki gibi düşünülse de kardeşler arasında problemin olması kaçınılmazdır. Bu ilişki istemsiz ve seçimsiz oluşması belki de kaçınılmaz nedenlerinden biridir. Yapılan çalışmalarla kardeş ilişkilerini belirleyen iki faktör olduğu ortaya çıkmıştır. Birincisi annenin çocuklara yönelik tutumu, diğeri ise çocuğun sosyal yeri ve özellikleri (yaş, cins, vb)

Annenin tutumuna baktığımızda anne, çocukları arasında ne kadar eşit davranırsa sorunların o kadar azalacağına inanır. Eşit davranmaya çalışmada kendisinde kaygı yaratmaktadır. Bu kaygı da ilişkileri sıkıntıya sokmaktadır. Burada önemli olan eşit davranmak değildir(ne çok üstüne düşmek ne çok ihmal). Önemli olan her birine ayrı bir birey olarak bakabilmektir.

Çocuğun sosyal yeri ve özelliklerine baktığımızda; bazı ailelerin cinsiyetlere yönelik beklenti ve zaaflarının olduğunu görürüz. Bazı aileler kız çocuklarını, bazıları ise erkek çocukları kendilerine daha yakın bulabilmektedir. Bu beklenti ev içinde çocuklara yönelik davranışlarda farklılık yaratırsa bu durum da kardeşler arası ilişkilerin bozulmasına sebep olabilir. Bazı ailelerde küçük çocuğu korumaya yönelebilir, bu da zaman zaman haksızlıkların yaşanmasına sonucunda da ilişkilerin bozulmasına sebep olabilir.

Her ne kadar ev içinde zaman zaman büyük tartışmalara sebep olsa da kardeşlerin varlığının çocuklar için çok önemli yararları vardır. Öncelikle büyük çocuk bir özdeşim modeli ve bir rehber, her ikisi de birbirinin oyun arkadaşıdır. Her iki tarafta paylaşma, görüş alışverişi, zamanla farklı görüşlere saygı, empati, yardımlaşma gibi toplumsal davranışları öğrenir. Ev içinde oyuncak ve materyal sayıları artar. Birinci çocuklar genelde küçük kardeşten sorumlu olduğu için, aileye bu konuda küçük ya da büyük katkı getirdiği için sorumluluk duyguları gelişir, liderlik özelliği kazanır. İkinci çocuk aile için tecrübe olduğu için, daha geniş bir bakış açısıyla yetiştirilir ve ikinci çocukların kendine güveni ve bağımsızlık duyguları daha çok gelişir.

Bunca yararı olmasına rağmen zaman zaman aileleri sıkıntıya sokan kavgalar da ne yazık ki ev içinde ceryan edebilmektedir. Bunu önlemek için ailelerin yapması gerekenler; en başta ikinci çocuğu isteyip istemediklerine ebeveynler kendileri karar vermesidir. Bu tip kararları bazen birinci çocuk alabilmektedir. Önemli olan ebeveynlerin ikinci çocuğu her anlamda kaldırabilecek gücü olup-olmamasıdır. Eğer bu yönde bir sıkıntı yoksa ikinci çocuk isteniyorsa, ebeveynler bunu çocuğa açıklamalıdır. Böylece çocuk önceden neler olabileceğini bilsin ve kendini hazırlayabilsin. Gerek ikinci çocuk doğmadan önce, gerek doğduktan sonra yaşanan sıkıntılarda aileler ikinizi de aynı derecede seveceğiz/seviyoruz, ikinize de eşit davranıyoruz/davranacağız gibi sözlerden kaçınması gerekmektedir. Her çocuğun kendine özgü bir kişiliği ve özellikleri olduğunu vurgulayarak, hiç kimsenin iki kişiyi aynı şekilde sevmeyeceğini, sevgi derecesi aynı olsa bile gösterme şekillerinin farklı olabileceği ona ifade etmelidir. Doğumdan önce ilk çocuğa özellikle ilk günlerdeki yaşayabilecekleri sıkıntılar aktarılmalıdır. Bebeğin çok küçük olduğu onların yardımına ihtiyacı olduğu, özellikle annenin ona biraz fazla zaman ayırması gerektiği ve nedenleri aktarılmalıdır. Çocuk bu ön alıştırmalara rağmen bebek doğduğunda kardeşini sevmediğini ifade ettiğinde, onun duygularına saygı duyulmalıdır. “İlla ki seveceksin, Aaaa ne kadar ayıp kardeş sevilmez mi?” gibi cümleler çocukta varolan sıkıntısına bir yenisini eklemekten başka bir etki yaratmaz. Ebeveynler küçük çocuğu severken dikkatli davranmalı, büyük çocukla karşılaştırılmamalı, abartı sevgi sözcükleri kullanılmamalıdır. Büyük çocuğun da kardeşini sevmesine izin verilmeli, ama olabilecek tehlikeler hakkında bebeğin savunmasız ve çok küçük olduğu hakkında bilgiler verilmeli. Yeni doğan ile aşırı ilgilenip, diğer çocuk bir kenarda bırakılmamalıdır. Özellikle babalar birinci çocukla ilgilenmek için zaman yaratmalı ve anne birinci çocuktan yeni doğanın bakımında yardım isteyerek, onu da ilişkiye ortak etmelidir. Fakat bu konuda yardım etmek istemeyen çocuk dışlanmamalı ve yadırganmamalıdır. Verilecek sorumluluklar da yaşına uygun olmalıdır. ebeveynler ikisinin eşit olduğunu, oyuncaklarında, eşyalarında vb. vurgulamamalıdır. Çünkü çocukların, kişilerin farklı özelliklere sahip olduklarını ve farklı şeyleri paylaşmayı (mesela; oyuncak) öğrenmeleri gerekir. Zaten bu farklılığı öğrendikleri zaman kıskançlık durumu da ortadan kalkacaktır. Bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta ise, ilk çocuğun, bebek doğar doğmaz eğer anne-babanın yatak odasında yatıyorsa, yatağının değiştirilmesi veya okulöncesi eğitim kurumlarına gönderilmesidir.  Bu durum çocuğun kendisini dışlanmış olduğunu hissettirecek ve uyku veya okul fobisi gibi açığa çıkacaktır. Dolayısıyla eğer aynı dönemlere gelecek ise, bu tip değişikliklerin bebek doğmadan önce yapılması gerekir. Kardeş kavgalarında ise en önemli nokta ebeveynlerin hakemlik yapmamasıdır. Kimin kavgayı başlattığı, ne olup bittiği çoğu zaman uzman bir dedektifin işidir. Bu sebeple mümkün olduğu kadar tartışmalarına girmemek, onlara kendi problemlerini çözmede fırsat tanımak, eğer güvenliklerini tehdit eden bir durum varsa onları ayırıp, ayrı odalarda sakinleşmelerini bekleyip, tekrar döndüklerinde odaya konuşmalarını istemek olacaktır.

Her çocuk kardeşinden bile farklıdır. Dolayısıyla onlara eşit sevgi duymak veya bunu göstermeye çalışmak boşa bir çabadan öteye geçemez. Bu sebeple onların her birinin ayrı ve özel olduğunu ifade etmek ve bunu davranışlara da yansıtmak olası problemlere bir zemin hazırlamayıp, ev içinde daha huzurlu olmayı sağlayacaktır. Dolayısıyla her çocuk ayrı bir bireydir. Her birinin ayrı özellikleri vardır. Ailelerin bu farklılıkları koruyup, gözetmesi ve çocuklara bunu göstermesi toplumsal uyumda çocukların geniş bir açıyla hayata bakmasını sağlayacaktır.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Eylül 2018
P S Ç P C C P
« Haz    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930