Okulöncesi eğitimin gerekliliği ve önemi üzerine;

Küçük yaşlarda alınan eğitimin kişiye kazandırdığı faydaların çokluğu bilgisi okulöncesi eğitimin önemini her geçen gün gözler önüne sermektedir. Yapılan araştırmalar ve çağdaş eğitim alanındaki uygulamalar; nitelikli ve sağlıklı nesilleri yetiştirmek için eğitimin küçük yaşta başlaması gerektiğini vurgulamaktadır.

Peki pratikte baktığımızda, büyük şehirlerde neredeyse her köşe başında karşılaştığımız bu okulöncesi eğitim kurumlarının aileler açısından temelde varlık sebebi nedir? Ailelerin bu kurumlara ihtiyaç duyma sebebi; zorunluluk mudur, belli bir bilinç midir yoksa her iki durumun birbiriyle etkileşimi sonucu mudur?

Zorunluluktur çünkü; anne çalışmakta ve giderek şehir ve çalışma hayatının getirisi ile  aile yapısı hızla değişmektedir. Artık eskisi gibi geniş ailelerin varlığını söylemek ne yazık ki zordur. Dolayısıyla da şimdiye kadar çocuğun bakımında yardımcı olan; büyükanne, akraba gibi can simitlerimiz giderek kaybolmaktadır.   Kısacası annenin çalışma saatlerinde çocuğu bırakacak kimsesi yoktur. Zorunluluktur çünkü ekonomik sıkıntılar artık bizi tek çocuk sahibi olmaya itmektedir. Tek çocuğu ise evde ne oyalamak mümkündür ne de onun sorunlarıyla tek başına baş edebilmek… İşte bu ve benzer sebeplerle okul öncesi eğitim kurumlarına yönelen ailelerin kurumdan beklentilerine baktığımızda; annenin çalışma saatlerinde çocuğun güvende olabileceği, karnının doyurulacağı, bakılacağı bir yerin olmasının yeterli olduğunu görürüz. Bu zaman diliminde iki de şarkı öğrenirse, akşam da evde bizi öğrendikleriyle şenlendirirse oh ne ala…

Peki, okulöncesi eğitim kurumlarının işlevi sadece anne-babanın çalışma saatlerinde çocuğun içinde yer alacağı bir dört duvar mıdır? Hayır, elbette ki değil. Okul öncesi eğitim kurumları bunların çok üstünde amaçlara hizmet etmek için vardır. Bu bilince sahip ailelerde çocuklarını bu kurumlarla erken yaşta tanıştırmaktadır. Bu ailelere baktığımızda ise çalışan anneleri gördüğümüz gibi ev hanımı anneleri görmek mümkündür.

Kurumlara belli bir bilinçle gelen ailelerin şunları çok iyi bildiklerini söyleyebiliriz. Öncelikle okul öncesi eğitim kurumları çocuklarının mutluluğu için, hayatın en güzel yıllarında daha nitelikli özellikler kazanmalarını sağlamak için vardır. Bu nitelikler sınıf içi etkinliklerle, gelişimlerini destekleyerek kazandırılmaktadır. Örneğin; serbest zaman etkinliği dediğimiz sürede çocuk ilgi ve yetenekleri doğrultusunda, öğretmenin rehberliğiyle boyama yapmakta, hamurla, okuldaki oyuncaklarla oynamakta, kitap okumakta, arkadaşlarıyla oyunlar kurmaktadır. Türkçe dil etkinliğinde parmak oyunları, tekerlemeler, şiirler, hikayeler ile Türkçe’yi doğru konuşması desteklenmektedir. Oyun etkinliği ile bir grubun üyesi olma, kazanma, kaybetme, bekleme, strateji geliştirme gibi duygu ve becerileri geliştirilmektedir. Fen ve doğa etkinlikleri ile doğayı algılaması, yorumlaması ve sorgulaması sağlanmakta, çevresini keşfetmesine yardımcı olunmaktadır. Müzik etkinliği ile yine dilde yetkinliği pekiştirilmekte, keyifli dakikalar yaşayarak, dans ederek sanatı tanımaktadır. Okuma-yazmaya hazırlık etkinliklerinde kavramlar öğrenmekte (renk, şekil, sayı, vb..), zihinsel süreçleri kazanmakta ve bunu mümkün olduğunca hızlı bir şekilde davranışa dönüştürülmesi sağlanmaktadır. Tüm etkinliklerde de çocuğun yaratıcılığının geliştirilmektedir. Bunları yaparken de akranlarıyla birlikte yaşamayı öğrenmesi, yaşadıklarının bir diğer önemli noktasıdır.

Ayrıca çocuklar kendilerinin dışında bir dünya olduğunu en güzel bu kurumlarda öğrenebilmektedir. Ev içerisinde istekleri çoğu zaman koşulsuz ve anında gerçekleştirilirken, burada beklemeyi, sınırlarını ve karşı tarafın sınırlarını en güzel ve doğal haliyle öğrenmektedir. Bu küçük grupla tüm yaşamına yayabileceği becerileri kazanmaktadır. Yani diyebiliriz ki hayatın ilk ve en güzel provasını yaşamaktadır. Yaşadığı sorunlarla baş edebilmeyi, grup kurmayı, grubu yönlendirmeyi, isteklerini dile getirmeyi, karşı tarafı tanımayı, anlamayı, onun isteklerini anlayarak, kendi isteklerini tartarak en sonunda bir orta yol bulmayı işte ilk bu kurumlarda öğrenir. Kurumların en güzel yanı ise bu alanda bilgi sahibi bir kişinin sürekli onları izliyor, gerektiğinde ise yönlendiriyor olmasıdır. Yine bu dönemde çocukların kazandığı temel alışkanlıkların (yemek yeme, tuvalet alışkanlığı, uyku düzeni,vb…) kurumlarda bu konuda eğitim almış kişilerle gerçekleştirilmesi, kazanılan bu davranışların doğru yöntemlerle doğru zamanda kazanılmasında ve kalıcı davranışlara dönüştürülmesinde büyük önem taşır. Bunların dışında, her bireyin doğuştan getirdiği kendine özgü yetenek ve becerileri vardır. Bir çok yetenek ve becerilerin geliştirilmesi ise erken yaşta fark edilmesi ve erken yaşta yönlendirilmesiyle sağlamaktadır. Günümüz koşullarındaki ilköğretim basamağına baktığımız bir takım aksaklıkları görmek çok kolaydır. Sınıf mevcutlarının kalabalık olduğu, gerekli materyalin bulunmadığı, bilgiyi depolama üzerine kurulmuş eğitim programının varlığı öğretmenlerin çocuklarını daha iyi tanımalarında, onları yetenek ve becerileri doğrultusunda geliştirmelerinde önlerinde var olan engellerdir. Okul öncesi eğitim kurumları çocuğun sahip olduğu yetenek ve becerileri uygun eğitim ortamları ve koşulları sağlayarak ortaya çıkarmakta ve geliştirmektedir. Ayrıca ilköğretimde farklı sosyo-ekonomik yapıya sahip ailelerden gelen çocuklar birden bire kendilerini farklı bir ortamda, derslere başlarken bulmaktadır. Okul öncesi eğitim kurumları akademik eğitimden önce bu farklılıkları ortak bir payda ve dile dönüştürmede çok önemlidir. Böylece çocuklar ilkokula yumuşak bir geçiş yapabilmektir.

Kuşkusuz bilim her geçen gün hızla ilerlemektedir. Teknolojiye ayak uydurmakta eminim hepimiz zaman zaman sıkıntılar yaşamaktayız. Bir çoğumuz ise belki de uzun süredir “Bizim zamanımızda…..” diye başlayan tümceleri kullanır olduk. Peki, çocuğumuzun yetişkinliğinde neler olacak? Onu nasıl bir dünya bekliyor? Bu sorunun cevabını kestirebilmek gerçekten çok zor. Peki, ne yapmalı? Çocuğumuzu bu noktada nasıl yetiştirmeli? Onun bu düzende ayakta kalmasını nasıl sağlamalı? İşte okul öncesi eğitim kurumları bir önemini de buradan almaktadır. Şüphesiz giderek gelişen ve globalleşen dünyada ancak ayakta kalmayı başarabilen bireyler mutlu olabilecektir. Ayakta kalmak ise bilgi birikimi, yeni bilgilerin üretimi ve sorunlarla baş edebilmekle ölçülebilir. Küçük yaşlarda kazanılan bilgiler ve tecrübeler çocuğumuzun hayatını ciddi ölçüde kolaylaştıracaktır. Yapılan araştırmalarda bu düşünceyi desteklemektedir. Ayrıca yine yapılan araştırmalarda ortaya çıkmaktadır ki 0-6 yaş dönemi kişinin en kritik yaşlarıdır. Bu dönemde yaşanılan sıkıntılar daha sonraki yıllarda yaşanılan olumsuzlukların ciddi oranda kaynağını oluşturur. Böylesi bir dönemi riske atmak mümkün müdür? Hayır, elbette değildir. Okul öncesi eğitim kurumları 0-6 yaş dönemini çocukların fiziksel ve ruhsal açıdan en güzel ve nitelikli geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Gerek kurum içerisinde gerek ailede çocukların yaşantılarından sorumludur. Bu sebeple de diyebiliriz ki aileyi denetleyen ve geliştiren bir yönü de vardır. Aile de yaşanan birçok sıkıntı sınıf içinde çocuğun duygu ve davranışlarına yansımaktadır. Alanında bilgili bir öğretmenin çocuğun hayatında ters giden bir şeyleri görmemesi neredeyse imkânsızdır. Erken yaşta olumsuzlukların tespiti ve giderilmesinin önemi ise büyüktür. Her hangi bir olumsuzlukta aile ile iletişime geçen öğretmen yetebildiği ölçüde bilgilerini ailelere aktarmak, yetemediği noktalarda ise aileleri gerekli kurum ve kişilere yönlendirmekle yükümlüdür. Ayrıca kurumlara özel, anne-baba eğitim çalışmalarıyla da aileler çocuk eğitimi ve gelişim konusunda bilgilendirilmektedir.

Ne yazık ki bunca güzel özellikleri çocuklara kazandırmayı hedeflemiş bu eğitim basamağı, ülkemizde zorunlu eğitim kapsamında değildir. Sayıca her geçen yıl okula devam eden çocuklar artsa da ülke çocuk nüfusuna göre çok az çocuğumuz bu eğitimi alabilmektedir. Bu duruma sebep bazı ekonomik-fiziksel şartlar olduğu gibi bazen de ailelerin yanlış inanç ve tutumlarının etkili olduğunu söyleyebiliriz. Zaman zaman okul öncesi eğitim kurumuna çocuklarını göndermemiş ailelerle karşılaştığımda bunun nedenini sormadan geçemiyorum. Çoğu zamanda sebebin aynı tümceden oluştuğunu şaşkınlıkla duyuyorum. “Amaaaaan, zaten çocuk ömür boyu okuyacak, bu yaşta gitmesin yoksa okuldan iyice bıkar” Sohbet uzadıkça aslında annenin çocuğundan henüz ayrılmak istemeyecek kadar onu küçük görmesinin ve ondan ayrılma düşüncesinin onun rahatsız ettiğini anlamak çok zor değil. Şüphesiz kuruma başlayan çocuk içinde, anne içinde ilk haftalar sancılı geçebilmektedir. Ama madem onların iyiliği ve mutluluğu her şeyin üstünde, yukarıda saydığım birçok getiriyi göz ardı etmek ne kadar kolay veya mantıklı olabilir? Bir başka yanlış inanç ve tutum ise çocuklarını evde daha güzel bakabileceklerini düşünmeleridir. Elbette çocuğun ilk ve en büyük sevgi ve bilgi kaynağı anne-babasıdır. Zaten kurumun işlevi anne-babanın bu rolünü devren almak söz konusu değildir. Niyetimiz olsa olsa çocuğa duyulan sevgi ve güveni destekleyerek, aileye onun yetiştirmede yardımcı olmak, aileyi bu konulardaki bilimsel bilgi ve yöntemlerden haberdar etmektir. Ayrıca bu düşünceye sahip ailelerin rolünü televizyon, bilgisayarın alıp-almadığını veya ne kadarını aldığını sorgulamakta da bu noktada yarar görüyorum.  Ayrıca anne-baba çocuk gelişimi konusunda ne kadar çok bilgi sahibi olursa olsun çocuğun akran gruplarıyla birlikte yaşamakla oluşacak yaşam deneyimleri ve aldığı keyfi sağlaması mümkün gözükmemektedir.                      

Bu bilgiler ışığında sonuç olarak çok rahat söyleyebiliriz ki okul öncesi eğitim önemli ve gerekli olup bir an önce yeterli alt yapı ve toplumda bilinç oluşturularak temel eğitim kapsamına alınmalı ücretsiz ve zorunlu hale getirilmelidir. Sağlıklı toplumların ancak sağlıklı bireylerden oluşabileceği gerçeği daha fazla göz ardı edilmemelidir.

(*) http://www.0-18.org/ ‘ta yayınlanmıştır.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Aralık 2018
P S Ç P C C P
« Haz    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31