Ölüm, insanların duygusal olarak kaldırmakta, kabullenmekte belki de en çok zorlandığı bir kavramdır. Biz yetişkinler için bile ölümü algılamak ve kavramak bu kadar zorken henüz yaşamın çok başlangıcında olan çocukların algılaması daha zordur.

           

Çocukların ölüm kavramıyla tanışmaları, çevresindeki bir kişinin ölümü, sevdiği bir hayvanın ölümü, çizgi film ve filmlerdeki kahraman ve karakterlerin ölümleri şeklinde gerçekleşir. Çocuk bunu anlamlandıramaz. Özellikle ilk çocukluk yaşlarında ölüm korkutucu değildir; çünkü çok anlaşılmaz bir kavramdır. Bu anlaşılmazlık ise çocuğun ilgisini çekmektedir. Bu yaşlarda “öldü, öldüm, ölmek” gibi kelimeleri anlamadan ve herhangi bir duygulanım olmadan kullanır. Üç dört yaş çocukları için ölüm, uzun bir ayrılık ya da dönüşü olan uzun bir yolculuktur. Bu yaşlarda ölümün yalnız canlılar için değil cansızlar için de olabileceğine inanılır. Giderek ölümün uzun bir uyku ve kımıldamadan yatma olduğu düşüncesi gelişir. Bu yaş çocukları bu kavramı oyunlarında da kullanır. Yere yatarak ölmüş gibi yapar, sonra ayağa fırlayıp, “Bak ölmedim!” derler. Fakat yine de henüz bu yaşlarda ölümün sürekli olduğunu kavrayamaz. Beslediği bir hayvanın ölümünü gördüğünde bunu tanımlayabilir ama sürekliliğine şaşırır. Ona su ve yiyecek vererek yaşam belirtileri göstermesini bekler. Beş yaşlarında, ölüm, uzun bir uyku ile eş anlama gelir ve yavaş yavaş korkutucu olmaya başlar. Kavranan ölüm, artık çevrenin de yaşayabileceği bir durum olduğu için çocuk için kaygılı bir  durumdur. Sık sık aile bireylerinin ölüp ölmeyeceğini sorar. Eğer yetişkin yatıştırmak için ölümün uykuya benzediğini anlatmışsa kimi çocuklarda uyku problemleri ortaya çıkabilir. Ölen kişinin toprağa gömüldüğünü öğrenen çocuk ölünün orada ne yaptığını, nasıl beslendiğini, canının sıkılıp sıkılmadığını sorabilir. Bu sorular çocukların, ölümün bir son, geri dönülmeyen bir bitiş olduğu düşüncesini benimsemekte güçlük çektiklerini kanıtlar. Beş – altı yaşlarında, çocuklar ölümle hastalık ve yaşlılık arasında bir ilişki olduğunu kavramaya başlarlar. Yaşlı ve ak saçlı herkesin yakında öleceğini sanırlar. Gene de ölümden, uykudan uyanır gibi geri dönebileceği düşüncesi baskındır. Tıpkı onlara okuduğumuz masal kahramanlarının dirilmesi veya çizgi film kahramanlarının dirilmesi gibi…

İlköğretim yıllarında çocuğun ölümü algılaması daha farklıdır. Fakat yine de aslında onu en çok korkutan şey yalnız kalma kaygısıdır. Özellikle ebeveynlerin bu konuda zaman zaman ifade ettiği sözler onun korku ve kaygısını pekiştirici niteliktedir. “Dediğimi yapmazsan/beni üzersen/beni dinlemezsen, ölürüm, annen olmaz sonra” gibi sözler çocuğu bir çok açıdan örseler. Genellikle 8-10 yaşlarında ölümün yaşamın geri dönülemez bir sonu olduğu gerçeği benimsenmeye başlar.

Kısaca çocukların zihinsel gelişimi yaşlarına göre ilerleme gösterdikçe  yaşamı ve yaşamdaki sorunları algılayışları da farklılık gösterir. Peki biz anne-babalar çocukların bu sorularına nasıl yanıt vermeliyiz? Onların bilinçlendirmemiz ne şekilde olmalı bu dönemlerde.

Ölüm konusunda sorular soran çocuğa verilecek en uygun cevap, ona açıkça her şeyi anlatmaya çalışmaktır. Örneğin; “X teyze öldüğü için artık hiçbir şey yapamıyor. Ölmek bir aracın, hiç kimsenin onaramayacağı bir şekilde bozulması gibidir. Doktorlar bile onu düzeltemez” diyerek bunu bir başlangıç yapabilirsiniz. Bu durumun sizi de çok üzdüğünü ve onu herkesin çok özleyeceğini söyleyebilirsiniz.  Fakat üzüntünüzü çocuğun önünde yaşarken abartmamaya dikkat etmekte fayda vardır. Buna karşılık çocuğun duygusal tepkileri, gelişim düzeyine, ölen anne-baba ile olan ilişkilerine, ölüm koşullarına ve ailenin tepkisine bağlı olarak farklılık gösterir. Çocuk iki şekilde tepki gösterebilir. “Terkedilmiş olma duygusu ve suçluluk duygusu”. Terkedilmiş olma duygusu, çocukta uyumsuzluk, yalnızlık ve boşlukta olma duyguları oluşturur. Burada çocuğun duygularını olduğu gibi yaşamasına izin vermek önemlidir. Şüphesiz en çok anne-baba kaybı çocuğu etkiler. Böyle bir durumda yapılması gereken çocukla konuşmaktan çekinmemek, onun karşısında soğukkanlı olarak duygularını dinlemek, abartmadan ölen anne-baba hakkında konuşmak olacaktır. Bu dönemde çocuk belki ölen kişiden onu bıraktığı için nefret edecek belki de kendisinin sebep olduğu için suçluluk duyacaktır. Bu yanlış düşünceleri konuşarak ortadan kaldırmakta çocuk açısından fayda vardır.

Eğer ölen anne-babadan birisiyse, bu durumu hayatta kalan ebeveyn çocuğa açıklamalıdır. Eğer ölüm ani ise çocuğa bu durum alıştıra alıştıra verilmelidir. Hastanede olduğu gibi.. Çocuk bu dönemde bir süre yakın bir tanıdıkta kalabilir. Çocuk gerçeği öğrendiğinde çevresindeki kişiler üzüntülerini ne tümden yok saymalı ne de ayılıp, bayılmalıdır. Çocuk yetişkin gibi tepki veremez, bu durumda hiçbir şey olmamış gibi davranabilir, inkar edebilir. Bu noktada onu anlamaya çalışmak önemlidir. Fakat yine de çocuğa üzüntülü olma, ağlamanın ayıp veya yadırganacak bir şey olmadığı aktarılarak duygularını rahatça ortaya koyması için desteklenebilir.

Ölüm her yaşta farklı algılansa da aslında ölüme kendi yakın çevresinde tanık olmamış bir kimsenin, çocuk ya da yetişkin, ölümü kavrayışı her şeye rağmen tam sayılamaz. İnsanlar sevdiklerini yitirince ölümü gerçekten öğrenirler. 

2 Responses to “Çocuklarda Ölüm Kavramı”

  • halime says:

    merhabalar,
    ben fransaada yasayan, 3 bucuk yasinda bir oglan cocugu annesiyim,yakin zamanda kaybettigimiz kuzenimi durmadan soruyor oglum,omrunun son 6 ayini cok agir hasta olarak gecirdi ve yakini olarak tek ben oldugum icin bu sureci oglumda benimle yasadi,olumune yakin gunlerde onu olabildigince uzak tutmaya calistim hastahane ortamindan ama yinede onun hastaligindan ve zor durumda oldugundan haberdardi,olumunu,cenazenin defnini gormedi,uzuntumuzu onunde hic belli etmedik ailece;taziyesi bitip evimize dondugumuzde onu ara ara sorar oldu oglum,hadi hastahaneye teyzemi gormeye gidelim diye tutturuyordu,olabildigince soguk kanlilika onun artik burada olmadigini bu hastahanede iyilesemedigi icin cok uzaga gittigini anlattim,tabiiki bunu kabullenmedi,bu kez doktorlara isyan etmeye basladi,onu iyilestiremedikleri icin tepki gostermeye basladi,bu noktadan sonra ona ne diyecegimi bilemedim,olumu kucuk bir cocuga analatabilmek icin oncelikle buyuk olarak benim icime sindirmem gerek belki; ama sizin de yazinizdan yola cikarak belki bana bir fikir verebileceginizi dusundum,
    simdiden tesekkur ederim,saygilar.

  • Dilek EROL says:

    Merhabalar,

    Oncelikle basiniz sagolsun..

    Zor bir durum olmasina ragmen yine de cocugunuzu elinizden geldigince korudugunuzu dusunuyorum. Bu surecte yapilmasi gereken her seyi (olum oncesi, cenaze esnasinda) yaptiginizi dusunuyor ve sizi duyarliligindan dolayi kutluyorum.. Cok kucukte olsa bu ayrintilari atlasaydiniz emin olun oglunuz surecten daha cok yara alacakti.

    size tavsiyem uzuntunuzu belli etmemek konusunda ekstra bir cabaya girmemeniz olabilir. Kuzeniniz oglunuz icin ve sizin icin de oldukca onemli biriymis ve bu surecte oglunuz sizi bu konuda kayitsiz gorurse (yani ona uzuldugunuzu gostermeme konusunda bir cabaniz var ise) bu oglunuzun zihnini karistarabilir. Sizi ictenice uzulmemekle bile suclayabilir. Kuzeninizi ara sira sormasindan kaygilanmayin.. Biz buyukler icin bile olumu kaldirabilmek cok zor iken 3,5 yasindaki bir cocugun olumu anlayabilmesi cok cok zor.. Kuzeniniz hakkinda konusmaktan cekinmeyin ara ara onun hakkinda konusa da bilirsin.. Onunla ilgili ani, fotograflara bakabilir guzel anilarizdan bahsedebilir, sizin de onu cok ozlediginizi ama elimizden bir seyin gelmedigini soyleyebilirsiniz. Duygulari kabul etmek ve bunu ifade etmek onemli bir baslangic olabilir..

    Ve tabii ki en guzel ilac zaman..

    Sizin kendi yaralarinizi sardikca oglunuzun yaralarinin daha cabuk sarilacagini dusunuyorum.. Umarim aktardiginiz kisa bilgilerden hareketle yardimci olabilmisimdir..

    Surecten haberdar ederseniz sevinirim.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Eylül 2018
P S Ç P C C P
« Haz    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930